İstanbul Film Festivali biletlerinin satışa çıkmasının üzerinden bir hafta geçti ama normalde ilk gün tükenecek biletler hâlâ satışta!
İstanbul Film Festivali seyircileri için yıllardır hikâye şudur: Eğer Lale Kart’ınız yoksa ve merakla beklenen bir iki filmi festivalde izlemek istiyorsanız, biletlerin genel satışa sunulduğu günün sabahında uyanır bilgisayar başına geçersiniz; Ezkaza bunlardan bir iki tanesine bilet bulabilirsiniz kendinizi şanslı sayarsınız. Çünkü çoğu zaman biletler Lale Kart’a özel dönemde çoktan tükenmiş olur. En azından yıllardır durum buydu. Bu yıl ise çok farklı bir tabloyla karşı karşıyayız. Birkaç gün önce de yazdığım gibi, 2025, İstanbul Film Festivali için kabus gibi bir yıl olacak gibi görünüyor. Bir yandan İstanbul’daki darbeye karşı verilen mücadele, diğer yandan festivale yönelik boykot çağrısı derken, İstanbul Film Festivali’nin bilet satışları büyük yara almış durumda.
24 Mart’ta Lale Kart’lılara özel olarak başlayan bilet satışları, 27 Mart’ta herkese açıldı. Yani biletlerin genel satışa çıkmasının üzerinden neredeyse bir hafta geçti. Bu noktada kayda değer bir filme bilet bulmanın imkânsız olması gerekirdi. Ama bugün Passo‘ya girip biletlere baktığımızda görüyoruz ki neredeyse her filme hâlâ bilet alınabiliyor. Şöyle bir baktıktan sonra bilet bulamadığım tek bir film bile olmadı. Hatta tüm bu tarama sürecinde biletlerin tükendiği tek bir seansa rastladım. Onun dışında koca programda biletleri tükenen tek bir seansa bile denk gelmedim. Üstelik öyle alternatif filmlerden söz etmiyoruz. Örnek olarak birkaç yapıma bakalım:
Ekin Koç, Erkan Kolçak Köstendil, Hazar Ergüçlü, Ercan Kesal gibi isimlerin rol aldığı, Sundance’te övgülere boğulan The Things You Kill.
Tolga Karaçelik’in dünya prömiyerini Sundance’te yapan Hollywood yapımı yeni filmi Psycho Therapy.
Bu yıl Berlinale’de Altın Ayı’yı alan Dreams:
The Ice Tower, Histeri, Yeni Şafak Solarken, 2073, Das Licht, Ölü Mevsim… Hepsinde durum aynı. Biletlerin satışa çıkmasının üzerinden bir hafta geçti ama tek birinin bile biletleri tükenmiş değil. İstanbul Film Festivali son yılların en düşük seyirci katılımıyla kapılarını açmak üzere!
Ortaya çıkan bu tablonun bir numaralı sorumlusunu tespit etmek zor. Sosyal medyada tanıtım yapamamanın festivale büyük zarar verdiği kesin. Festival normalde programını 19 Mart’ta duyuracak, bundan sonra da filmlerin tanıtımına başlayacaktı. Ancak tam da o gün Ekrem İmamoğlu tutuklandı ve İstanbul Film Festivali’nin X (Twitter) hesabı o günden beri festivalle ilgili bir paylaşım yap(a)madı. Instagram’da da durum pek farklı değil. X ve Instagram olmayınca, seyirci nezdinde festivale dair farkındalık yaratmak da epey zorlaştı. Diğer yandan ülkedeki vaziyet yüzünden pek kimsenin festivale gitmeyi, film izlemeyi falan düşündüğü de kalmadı. Bunun da etkili olduğu kesin. Ama bana göre kesin olan bir şey daha var ki o da boykot çağrısının en azından belli bir kesimde karşılık bulduğu. Çünkü şehirde yaşananlara rağmen festivale gidip film izlemeye bir şekilde zaman bulacağını düşündüğüm, programdaki bazı filmleri izlemek için adeta gün sayan kayda değer bir sinefil kitlesi var. Üstelik sosyal medya duyuruları olmadan da festivalden pekâlâ haberdarlar. Ve bu insanlar en azından galaları, ekip katılımlı gösterimleri vs. dolduracak kadar büyük bir kitle oluşturuyorlar. Hâl böyleyken bugün hâlâ o gösterimlere bile bilet bulunabiliyor olmasını boykot çağrısının karşılık bulduğunun ispatı olarak görebiliriz.
İstanbul Film Festivali’ne karşı yapılan boykot çağrısının haklılığını haksızlığını şimdilik bir kenara bırakıp, bu tabloyu sadece boykot çağrısının karşılık bulduğunun bir göstergesi olarak dikkatinize sunuyorum. Darısı yandaş sermayenin başına!