Bu yıl 3-12 Ekim tarihleri arasında İstanbul’da başlayıp, 24 günlük yolculuğunu 26 Ekim’de İzmir’de noktalayacak olan Filmekimi, her yıl olduğu gibi bu yıl da heyecanla beklenen pek çok filmi Türkiye’deki sinemaseverlerle buluşturacak. Cannes, Venedik, Toronto gibi önemli film festivallerinde adından söz ettiren yapımlar, Türkiye prömiyerlerini Filmekimi kapsamında yapacak.
Filmekimi biletleri 23 Eylül Salı gübü satışa çıktı. Ancak her yıl olduğu gibi bu yıl da biletler ilk aşamada sadece Lale Kart sahiplerine sunuldu. Genel satışlar ise 26 Eylül Cuma günü 10:30’da başlayacak.
Genel satış sırasında biletler hızla tükendiği için, Lale Kart’ı olmayanlar istedikleri her filme bilet bulamayabiliyor. Bu yüzden bir öncelik sırası belirlemek önemli. Öte yandan bu yıl en düşük bilet fiyatının 250 TL olduğunu da göz ardı etmemek gerekiyor (Kısıtlı sayıda basılacak ve 30 TL’ye satılacak olan Eczacıbaşı Genç Bilet’i saymazsak). Bu da pek çok kişinin her filme bilet bulabilse dahi seçici davranması gerekeceği anlamına geliyor.
Biz de buradan yol çıkarak Filmekimi’ne bilet alacak olanlara yardımcı olabileceğini düşündüğümüz bir rehber hazırladık. Bu rehberde dikkat ettiğimiz başlıca iki kriter var: Birincisi, filmlerin daha önce gösterildikleri festivallerde aldığı yorumlar; ikincisi ise Filmekimi sonrası hangi tarihte erişilebilir olacakları. Bu iki kriteri göz önüne alarak hazırladığımız rehberi aşağıda bulabilirsiniz.
Filmekimi Bilet Seçme Rehberi – 2025
Kaçırılmaması Gerekenler

Sentimental Value (Manevi Değer), MetaCritic puanı: 90
Joachim Trier‘in (Oslo, 31. August) Cannes’dan Jüri Büyük Ödülü ile dönen son filmi, bu yılın en iyi filmleri arasında yer alıyor. Film, Renate Reinsve’nin canlandırdığı aktris Nora ile kız kardeşi Agnes’i takip ediyor. Annelerin kaybıyla sarsılan Nora ve Agnes’in uzun süredir hayatlarında olmayan babaları Gustav (Stellan Skarsgård), yeni bir film projesi için Norveç’e dönünce, kız kardeşlerin eski defterleri açması gerekiyor.
Türkiye’de 26 Aralık’ta vizyona girecek.

It Was Just an Accident (Görünmez Kaza), MetaCritic puanı: 89
İran sinemasının önemli isimlerinden Jafar Panahi’nin yönettiği It Was Just An Accident, bu yıl Cannes’da Altın Palmiye‘yi kazanan film oldu. Film sadece festival jürisini değil, eleştirmenleri de etkilemeyi başardı. İranlı yönetmen, sırtını yine o ironik mizaha dayayarak, baskıcı rejime karşı duyulan derin öfkeye tercüman oluyor.

Bu yıl Cannes’da Altın Palmiye It Was Just an Accident’a gitti belki ama festivalde neredeyse onun kadar beğenilen iki film daha vardı: Sound of Falling ve Sirât.
Sound of Falling (Düşüşün Tınısı), MetaCritic puanı: 91
Almanya kırsalında bir çiftlikte geçen Sound of Falling, farklı dönemlerde bu çiftlikte yaşayan dört kadının ortak travmalarla bağlanan hikâyesini anlatıyor. Bu yıl Cannes’ın en beğenilen filmlerinden olan Sound of Falling, Cannes sonrası gösterildiği festivallerde de övgü toplamayı başardı.
Filmin Türkiye hakları MUBI’de; ancak şimdilik bir gösterim tarihi açıklanmadı.
Sirât, MetaCritic puanı: 82
Kuzey Afrika’da kayıp kızını bulmaya çalışan bir baba ile yanında götürdüğü ufak oğlunun yolculuğunu konu alan Sirât, aynı Sound of Falling gibi Cannes’da dünya prömiyerini yaptığı günden beri adından övgüyle söz ettiriyor. Türkiye’de gösterime girip girmeyeceği belirsiz olan filmi beyazperdede izlemek için en iyi şansınız Filmekimi olabilir.

No Other Choice (Başka Yolu Yok), MetaCritic puanı: 86
Park Chan-wook’un (Oldboy, The Handmaiden) bu yıl Venedik’te Altın Aslan için yarışan son filmi No Other Choice, festivalin en beğenilen filmlerinden biri oldu. Fragmanlarıyla bizi de epey heyecanlandıran film, bir türlü iş bulamayınca başvurduğu yeni işteki diğer adayları öldürmeye karar veren bir adama odaklanıyor.
Filmin Türkiye hakları MUBI’de; ancak şimdilik bir gösterim tarihi açıklanmadı.

The Secret Agent (Gizli Ajan), MetaCritic puanı: 87
Normalde ödüllerin farklı filmler arasında dağıtıldığı Cannes’da pek rastlamadığımız bir başarıya imza atarak hem En İyi Yönetmen (Kleber Mendonça Filho), hem de En İyi Erkek Oyuncu (Wagner Moura) ödülünü kazanan The Secret Agent da bu yılın en beğenilen filmleri arasında yer alıyor. Bacurau ve Neighboring Sounds gibi filmlerden tanıdığımız Kleber Mendonça Filho‘nun yeni filmi, 1970’lerin Brezilya’sında, diktatör yönetiminin sürdüğü dönemde geçiyor ve kanundan kaçan bir teknoloji uzmanına odaklanıyor.
Türkiye’de 30 Ocak’ta vizyona girecek.

The Voice of Hind Rajab (Hind Rajab’ın Sesi), MetaCritic puanı: 85
Bu yıl Venedik Film Festivali’ne damga vuran filmlerden biri de The Voice of Hind Rajab oldu. İlk yardım ekipleri tarafından kurtarılmayı beklerken İsrail askerleri tarafından öldürülen 6 yaşındaki Hind Rajab’ın son anlarına odaklanan film, Altın Aslan’ın eşiğinden dönse de Jüri Büyük Ödülü ile taçlandırıldı. The Voice of Hind Rajab, ele aldığı konu itibarıyla, yılın en önemli yapımlarından biri olarak kabul ediliyor.
Beğeni Kazananlar / Dikkat Çekici Yapımlar

Father Mother Sister Brother (Baba Anne Kız Kardeş Erkek Kardeş), MetaCritic puanı: 79
Bağımsız sinemanın ustalarından olan Jim Jarmusch’un son filmi, bu yıl Venedik’te Altın Aslan’ın sahibi oldu. Father Mother Sister Brother, eleştirmenler açısından Venedik’in en beğenilen filmi değildi belki ama onlardan da geçer not almayı başardı.
Üç farklı şehirde geçen üç hikâye üzerinden bir ailenin öyküsünü anlatan filmde Cate Blanchett, Adam Driver, Tom Waits, Charlotte Rampling, Vicky Krieps ve Mayim Bialik rol alıyor.
Mirrors No. 3 (Aynalar No. 3), MetaCritic puanı: 77
Transit, Phoenix, Afire gibi şahane filmlere imza atan Christian Petzold’un imzasını taşımasıyla bu yılın en merak uyandıran filmlerinden olan Mirrors No. 3, dünya prömiyerini yaptığı Cannes’da beklediğimiz kadar büyük bir etki yaratmadı ama genel olarak beğeni kazandı. Özellikle Petzold filmlerini sevenler için, Mirrors No. 3 bu yıl Filmekimi’nin en cazip filmlerinden biri olacak.
Mirrors No. 3, Christian Petzold ile Paula Beer’ı yeniden bir araya geliyor. Filmde Beer, erkek arkadaşı bir trafik kazasında öldükten sonra hayatında önemli değişikler yapması gereken bir piyaniste hayat veriyor.
Türkiye’de 24 Nisan 2026’da vizyona girecek.

Die, My Love (Geber Aşkım), MUBI (ABD, 7 Kasım), MetaCritic puanı: 75
Bu yıl Cannes’a büyük beklentilerle gelen bir diğer film de Lynne Ramsay (We Need to Talk About Kevin) imzalı Die, My Love’dı. Jennifer Lawrence ve Robert Pattinson’ın başrollerini paylaştığı Die, My Love festivalin en beğenilen filmlerinden biri olmadı belki ama genel olarak olumlu yorumlar aldı. Özellikle Lawrence’in performansı epey övgü topladı.
Ariana Harwicz‘in Türkçeye “Geber Aşkım” adıyla çevrilen romanından uyarlanan Die, My Love, yeni anne olduktan sonra akıl sağlığını korumak için çabalayan Grace’i takip ediyor. Taşrada her yere ve herkese uzak, eski bir evde yaşayan Grace, gerçeklik ve hayal algıları birbirine girerken yavaş yavaş deliliğe kayıyor.
Two Prosecuters (İki Savcı), MetaCritic puanı: 85
Ukraynalı sinemacı Sergei Loznitsa’nın Sovyetler Birliği’nde sisteme karşı mücadele eden idealist bir avukata odaklanan filmi, bu yıl Cannes’da yıldız tablosunun en üstündeki filmlerden biriydi. Film, özellikle Batılı eleştirmenlerden epey yüksek notlar aldı. Ancak bu taraflara geldikçe filme dair heyecanın biraz daha azalması, Two Prosecutors’a biraz daha temkinli yaklaşmamıza sebep oluyor. Yine de bu yıl Filmekimi programındaki en dikkat çekici filmlerden biri olduğunu söyleyebiliriz.
My Father’s Shadow (Babamın Gölgesi), MetaCritic puanı: 85
Akinola Davies Jr.’in otobiyografik filmi My Father’s Shadow, festivalde gösterilen ilk Nijerya filmi olarak gittiği Cannes’dan ilk film dalında mansiyon ödülü alarak döndü. Yönetmen Akinola Davies Jr.’ın “Lagos’a kanla yazılmış, canlı ve derin hislerle dolu bir aşk mektubu” olarak tanımladığı film, Nijerya siyasi tarihinde önemli bir yer tutan 24 Haziran 1993 olaylarını, baştan sona çocukların bakış açısından anlatıyor.

Yeni Şafak Solarken
Koloni, Meteorlar, Gulyabani gibi filmlerle adından övgüyle söz ettiren Gürcan Keltek‘in yeni filmi Yeni Şafak Solarken (New Dawn Fades), dünya prömiyerini 77. Locarno Film Festivali‘nde yaptı ve film eleştirmenleri tarafından oylanan Boccalino d’Oro ödüllerinde “En İyi Film” ödülünü kazandı. Keltek’in yeni filmi, festival yolculuğu boyunca da övgü toplamaya devam etti.
Yeni Şafak Solarken, yıllardır hastaneye girip çıkan, sistemin içinde sıkışıp kalmaktan yorulmuş ve öfkeli olan Akın’ın son kez taburcu olduktan sonra İstanbul’da gezinirken gerçek benliğiyle bağını kaybetmesini ve zihninin bir başka gerçekliğe kaymasını konu alıyor.
Once Upon a Time in Gaza (Bir Zamanlar Gazze’de), Rotten Tomatoes puanı: %91
Bu yıl Cannes’ın Belirli Bir Bakış seçkisinde gösterilen Once Upon a Time in Gaza, burada En İyi Yönetmen ödülünü kazandı.
“Gazze, 2007. Genç üniversiteli Yahya ile arkadaşı, koca yürekli karizmatik lokantacı Usame torbacılıkla lokantacılığı beraber sürdürmektedir. Ancak bir gün, tıpkı bir Western filmindeki gibi, egosu ve hırsı yüksek bir polis karşılarında durur. Fonunda savaşın acı gerçekliğiyle Bir Zamanlar Gazze’de hem polisiye hem dostluk filmi, komedi ve hatta film içinde film gibi birçok türü bünyesinde harmanlıyor.”
Young Mothers (Genç Anneler), MetaCritic puanı: 79
Young Mothers, Avrupa sinemasının en önemli figürleri arasında yer alan Dardenne Kardeşler’in imzasını taşıyor. Sadece bu yönüyle bile şans verilmeyi hak eden film, Dardenne Kardeşler’in en beğenilen filmlerinden biri olmasa da genel olarak iyi yorumlar aldı. Özellikle yönetmenlerin sinemasını sevenler için, Young Mothers da bilet alınabilecek filmler arasında yer alıyor.
Oyuncu kadrosu pek tanınmamış ya da amatör oyunculardan oluşan Young Mother’s Home, genç yaşta anne olan kadınların kaldığı bir sığınma evinde geçiyor. Hikâyenin merkezinde son derece zorlu hayatlar yaşayan beş genç kadın yer alıyor. Film, çocukları için daha iyi bir hayat kurmaya çalışan bu genç kadınların mücadelesine odaklanıyor.
Yakında Zaten Türkiye’de Gösterime Girecek Olanlar

Bu filmlerin yanı sıra Bugonia, Nouvelle Vauge, Frankenstein gibi dikkat çekici filmler de Filmekimi’nde gösterilecek. Ne var ki bu filmler aslında Filmekimi’nden kısa süre sonra ya vizyona girecek ya da dijital platformlara gelecek. Bu yüzden Filmekmi’nde sınırlı sayıda film izleyecek olanlar şimdilik bunları es geçip, birkaç hafta sonra da izleme şansı yakalayabilir.
- Bugonia, 31 Ekim’de vizyona girecek.
- Nouvelle Vauge (Yeni Dalga), 14 Kasım’da Netflix yayınlanacak.
- Frankenstein, 7 Kasım’da Netflix’te yayınlanacak.
- Blue Moon (Mavi Ay), 14 Kasım’da vizyona girecek.
- Sorry, Baby (Üzgünüm, Bebeğim), 12 Aralık’ta vizyona girecek ama dijital yayını gerçekleştiği için şimdiden internette bulunabiliyor.
- Eddington, Dijital yayını gerçekleştiği için internette bulunabiliyor.
- O Da Bir Şey Mi, 17 Ekim’de vizyona girecek.
- Roofman (Çatıda Biri Var), 31 Ekim’de vizyona girecek.
- Hedda, 29 Ekim’de Amazon Prime Video’da yayınlanacak.
Şans Verilebilecek Filmler

Jay Kelly, MetaCritic puanı: 66
Jay Kelly, dünya prömiyerini yaptığı Venedik Film Festivali’nde beklenen etkiyi yaratamadı. Filmin eleştirmen puanı da Noah Baumbach (Frances Ha, Marriage Story) standardının epey altında. Ancak günün sonunda bu bir Noah Baumbach filmi ve seveni de yok değil. Bu yüzden, özellikle yönetmenin sinemasını seviyorsanız, Jay Kelly’ye de şans verebilirsiniz.
George Clooney’nin 60’lı yaşlarındaki bir Hollywood yıldızını canlandırdığı filmde Adam Sandler ve Laura Dern de rol alıyor.
5 Aralık’ta Netflix’te yayınlanacak.
La Grazia, MetaCritic puanı: 69
Jay Kelly gibi La Grazia da Venedik’te beklenen etkiyi yaratamayan, fakat yönetmeni sebebiyle kendisine listenin bu kısmında yer bulan bir diğer film. Bu yıl Venedik Film Festivali’nin açılış filmi olan La Grazia, Paolo Sorrentino’nun (The Great Beauty) imzasını taşıyor. Sorrentino’yu The Great Beauty ve Il Divo filmlerinde birlikte çalıştığı Toni Servillo ile yeniden buluşturan film, İtalya’da geçen bir aşk hikâyesi anlatıyor.
Put Your Soul on Your Hand and Walk (Yüreğini Eline Al ve Yürü)
Gazze’de yaşananları kayıt altına alan genç fotoğrafçı Fatima Hassouna, merkezinde yer aldığı bu film Cannes programına seçildikten sadece bir gün sonra İsrail tarafından öldürüldü. Hassouna’nın öldürülmesi, Put Your Soul on Your Hand and Walk’u olduğundan da özel bir filme dönüştürdü.
“Yüreğini Eline Al ve Yürü, Filistinlilere yönelik süregelen katliama bir sinemacı olarak benim yanıtımdı. Akıl sağlığımı kaybetmemek için kendimce bir yoldu. Filistinli bir arkadaşım beni Fatem’le tanıştırdığında bir mucize gerçekleşti. O zamandan sonra, bombalar altında hayatta kalmaya çalışıp savaşı belgelendirirken benim Gazze’deki gözüm oldu. Ben de onun deyimiyle, Gazze hapishanesinden dış dünyayla bağlantısı oldum. Bu hayat hattını 200 günden fazla canlı tuttuk. Birbirimize yolladığımız pikselcikler ve parça parça sesler, bu gördüğünüz filmi oluşturuyor. Fatem’in 16 Nisan 2025’te İsrail’in evine düzenlediği saldırıyla katli filmin anlamını sonsuza dek değiştirdi.” – Sepideh Farsi”
Türkiye’de 19 Aralık’ta vizyona girecek.
The Disappearance of Josef Mengele (Josef Mengele’nin Kayboluşu)
The Disappearance of Josef Mengele, Leto ve Petrov’s Flu gibi dikkat çekici filmlere imza atan Kirill Serebrennikov’un imzasını taşımasıyla merak uyandırıyor.
“Kirill Serebrennikov’un Olivier Guez’in aynı adlı romanından uyarladığı, cani Mengele rolünü August Diehl’in üstlendiği bu yeni filmi Cannes’da dünya prömiyerini yaptı. İkinci Dünya Savaşı’nı izleyen yıllarda Güney Amerika’da en kötü şöhretli Nazi savaş suçlularından birinin peşini sürüyoruz. Auschwitz imha kampının garnizon doktoru Josef Mengele, mahkûmlar üzerinde yaptığı insanlık dışı deneylerle tanındı; savaş sonrasında Almanya’dan Güney Amerika’ya kaçmayı başardı. “Ölüm Meleği” olarak anılan bu adam, son derece özenli ve sistematik bir düzenek kurarak Brezilya, Arjantin ve Paraguay’da hiç suçlanmadan ve yakalanmadan hayatını sürdürdü.”
Splitsville, MetaCritic puanı: 74
Adria Arjona, Dakota Johnson, Nicholas Braun gibi isimlerin rol aldığı Splitsville, bu yıl Cannes’da öyle övgülere boğulmadı belki ama festivaldeki en eğlenceli filmlerden biri olarak dikkat çekti. Film seçerken eğlenceli bir şeyler arıyorsanız, tercihiniz Splitsville olabilir.
“Aşk ve arzu, dostluk, evliliklerin o bilinmez karmaşıklığı… Ashley boşanmak istediğini söyleyince, bunu hiç beklemeyen iyi huylu kocası Carey, teselli için mutlu bir evlilik süren arkadaşları Julie ile Paul’e koşar. Ama onların mutluluğunun sırrının açık evlilik olduğunu öğrenince şok olur. Carey kendini bilmez bir noktada sınırı aşınca, dördünün de ilişkileri ve hayatları altüst olacaktır.”
The Mysterious Gaze of the Flamingo (Flamingonun Gizemli Bakışı), MetaCritic puanı: 77
“1980’lerin başında, Şili çöllerindeki bir maden kasabasının hemen dışındayız. Madenciler arasında ölümcül bir salgın yayılmaya başlamıştır; güya bu hastalığın bulaşması için tek bir bakış yeterlidir. On bir yaşındaki Lidia, aile bildiği sıradışı kuir kabarenin üyeleri hedef gösterilince, tıpkı western filmlerindeki gibi, intikam peşine düşecektir. Kendi çocukluk günlerinden esinlenen yönetmen Diego Céspedes, “sevgiye doğru bir yolculuk” olarak tanımladığı ilk uzun metrajlı filmini hayatta ve aşkta olduğu gibi hem kederli ve endişeli hem de neşe ve sürprizlerle dolu, renkli bir yapıyla kuruyor. Film, Şili’nin Oscar adayı oldu.”
Rebuilding (Yeniden), MetaCritic puanı: 77
“Sundance Film Festivali’nde dünya prömiyerini yapan Yeniden, bir felaketin ardından toparlanmaya çalışan ve birbirine kenetlenenlerin dokunaklı hikâyesini anlatırken bir yandan da ABD’nin batı kesimlerinin sakin, sevgi dolu, insancıl bir portresini çiziyor. Önce içinizi parçalayıp sonra da yüreğinizi ısıtan film, nice badireler ardından umudun nasıl kendini gösterdiğini anlatırken toprakla bağımızı vurgulayan, dokunaklı bir dram. Yeniden, mahvedici bir orman yangınında çiftliği yok olan, çekingen Dusty’yi (Josh O’Connor) takip ediyor. Devletin kurduğu bir karavan parkında yaşamını sürdüren Dusty, kendi gibi her şeyini kaybetmiş yeni komşularında teselli buluyor, ama her şeyden önemlisi, küçük kızının solmayan iyimserliği sayesinde sessizce hayatını yeniden kuruyor.”
Yeni Keşiflere Açık Olanlar İçin

Kokuhô
“Bir Yakuza ailesinden sahnelerde “milli değer” olmaya giden destansı, parlak, zorlu bir yol… Nagazaki, 1964. Yakuza çete başı babası ölünce, 14 yaşındaki Kikuo ünlü bir Kabuki oyuncusunun yanına evlatlık verilir. Kikuo, adamın oğlu Shunsuke ile birlikte bu geleneksel Japon tiyatro sanatını öğrenmeye başlar. İki genç onlarca yıl boyunca büyür ve gelişir; skandallar ve zaferler, dostlukla ihanet arasında, okuldan en prestijli sahnelere rakip ve kardeş olarak birlikte yol alırlar. Kikuo, yolun sonunda, Kabuki sanatının en büyük ustalarından biri, saygın bir onnagata (kadın karakterleri canlandıran erkek oyuncu) olacaktır. Shuischi Yoshida’nın (“milli değer” anlamına gelen) aynı adlı kitabından uyarlanan ve 50 yıllık bir dönemi işleyen bu sürükleyici, görkemli, göz alıcı destan Cannes’da Yönetmenlerin On Beş Günü bölümünde dünya prömiyerini yaptı; Japonya’da 10 milyon izleyiciye ulaşarak tüm zamanların en çok izlenen filmlerinden biri oldu ve Oscar’a aday gösterildi.”
Eagles of the Republic (Cumhuriyetin Kartalları), MetaCritic puanı: 76
“George Fahmy, Mısır’da öyle efsanevi bir aktördür ki kendisine “Ekranların Firavunu” derler. Bir gün kendisine bir telefon gelir; hükümet tarafından ısmarlanan Millet İradesi filminin başrolü George’a “teklif edilir”. Rolü isteksizce kabul eden George kendini iktidarın ve güç oyunlarının tam göbeğinde bulur. Bu arada, tıpkı ışığa çekilen bir pervane gibi, filmin gerçekleştirilmesinden sorumlu generalin gizemli karısıyla birlikte olur. Eğlenceli, düşündürücü ve kara mizah dokunuşlarıyla bezeli bu politik gerilim, Nile Hilton Incident / Esrarengiz Cinayet (2017) ve Cennetten Gelen Çocuk (2022) ile Tarik Saleh’in “Kahire Üçlemesi”ni tamamlıyor. Mısır asıllı İsveçli yönetmen Tarik Saleh şöyle diyor: “Cumhuriyetin Kartalları, tıpkı Esrarengiz Cinayet gibi katıksız bir kara film. Filmin merkezinde temel bir varoluşsal soru var: ‘Bu sisteme boyun eğmeli miyim?’” Prömiyerini yaptığı Cannes’da Altın Palmiye için yarışan Cumhuriyetin Kartalları İsveç’in Oscar adayı oldu.”
Enzo, MetaCritic puanı: 71
“Cannes’da Yönetmenlerin On Beş Günü bölümünün açılış filmi olarak gösterilen Enzo, ayrıcalıklı hayatına karşı koyarak ailesinin beklentilerini ve kendine çizilen prestijli geleceği bir kenara iten bir genci izliyor. Duvarcı çıraklığına başlayan Enzo şantiyede, Ukraynalı karizmatik bir inşaat işçisi ile tanışıyor ve dünyasını sarsan bu yakınlaşma bir yandan da beklenmedik olasılıklara kapı aralıyor. Enzo, 2024 yılında hayatını kaybeden Laurent Cantet’nin son film projesiydi; filmin yönetmenliğini, Cantet’nin birçok filmde birlikte çalıştığı (120 BPM’den tanıdığımız) Robin Campillo üstlendi. Bazı yönleriyle Beni Adınla Çağır’ı çağrıştıran Enzo’nun ortak yapımcıları arasında yönetmenler Jacques Audiard, Jean-Pierre ve Luc Dardenne yer alıyor.”
Better Go Mad in the Wild (Doğada Delirmek Daha İyi)
“Konuşan inekler, çıplak yürüyüşler, şiddetli kavgalar, uçma makineleri, aşırı içki ve ölümle yaşam hakkında derin sohbetlerle dolu bu şiirsel belgesel, gübre kokulu bir Grey Gardens kadar sıradışı. Filmin merkezinde doğanın derinliklerinde, medeniyetten uzak, sanki paralel bir dünyada yaşayan, ayrılmaz ikiz kardeşler Franta ile Ondra var. Çevreleriyle huzur ve uyum içindeki günlük akışları, bir noktada kendi huzursuzluklarıyla çatırdamaya başlıyor. “Bunlar genç değil; yaşamayı ve bira içmeyi seviyorlar; biri uçmak istiyor, diğeri bazen kedere boğuluyor. Güzel insanlar, ama ne yapacakları hiç belli olmuyor. Onlarla birlikte yaşlanan bu eski evde her şey olabilir” diyor yönetmen Miro Remo. Doğada Delirmek Daha İyi hem insanı içine alan görselliği hem de hayata ve kahramanlarına olağandışı bakış açısıyla akıllardan çıkmayacak. İkizlerden şair Franta, maalesef filmin ödül kazanmasından saatler sonra hayatını kaybetti.”
Love Letters (Aşk Mektupları)
“Céline ile eşi Nadia ilk çocuklarının üç ay sonra dünyaya gelişini bekliyorlar. Mutluluk getiren bu duruma rağmen Céline dostlarının, annesinin, yasaların sürekli gözetimi altında kendi yerini, meşruiyetini aramakta; hayallerini feda edip bedeller ödeyeceği hep aklının bir köşesinde. Cannes’da Eleştirmenler Haftası bölümünde prömiyerini yapan Aşk Mektupları oldukça duyarlı, duygusal ve şiirsel olmanın yanı sıra mizahi öğeler sayesinde romantizmi de neşeyi de elden bırakmıyor. “Bu bizlerin aile kurabilmesinin hem sevincini hem de zorluklarını anlatan bir film” diyen Alice Douard, ilk filminin öyküsünün merkezine birbirine zıt olduğu kadar güçlü, Thelma ile Louise’i çağrıştıran bir çifti yerleştiriyor.”
Duse
“Modern tiyatronun simge isimlerinden, büyük İtalyan oyuncu “La Divina” Eleonora Duse, bu sıradışı biyografide geçmişte kalan efsanevi kariyerine bakıyor. Birinci Dünya Savaşı ile faşizmin yükselişi arasındaki vahşi günlerde Eleonora Duse, hakikat ve direniş için aradığı sığınağı tiyatroda buluyor, kendini yeniden keşfediyor; nihayetinde halkın gözünde eşsiz bir noktaya yerleşiyor. Eleonora’nın sevgilisi, kızı, asistanıyla çalkantılı ilişkilerini, çağdaşı tiyatro devi Sarah Bernhardt ile karşılaşması ve çatışmasını anlatan filmde Eleonora’yı olağanüstü bir duyarlıkla Valeria Bruni Tedeschi canlandırıyor. Venedik Film Festivali’nde prömiyerini yapan Duse, Pietro Marcello’nun önceki biyografik kurgu filmleri Martin Eden ve Scarlet / Al Yelkenler’in izinden gidiyor.”
Colours of Time (Gelecek de Gelecek)
“Paris’in altın çağı Belle Époque döneminde bir kadın ile Normandiya’da eski bir evdeki dört genç yabancıyı birbirine bağlayan ne olabilir? Bambaşka hayatlar süren dört uzak kuzen, hiç dokunulmadan toz tutmuş eski fotoğraflar, mektuplar ve tablolar arasından zamanında o evde oturan büyük büyükanneleri Adèle Vermillard’ın hayatını gün yüzüne çıkarıyor. Ve 2025’ten başka bir büyülü döneme, fotoğrafın, sinemanın ve Empresyonizmin doğuşunun dünyayı sonsuza dek dönüştürdüğü 1895’e, 20 yaşındaki Adèle’in hayatına taşınıyoruz. Yönetmen Cédric Klapisch prömiyerini Cannes’da yapan Gelecek de Gelecek için “Barry Lyndon ya da Amadeus gibi filmlerden çok etkilendim; bence tarih bir bakıma sinema yaratıyor” diyor.”
The Party’s Over (Orta Sınıf)
“Mehdi, kız arkadaşının ailesinin Güney Fransa’daki havuzlu villasında sakin bir yaz tatili geçirmeyi planlamıştır. Ancak oraya varır varmaz, ev sahibi aileyle kâhyalık yapan aile birbirine girer. Kendi mütevazı geçmişini düşünen Mehdi, sağduyuyu sağlayıp iki ailenin arasını bulmak üzere olaya müdahil olur. Ancak işler planladığı gibi gitmez, gerginlik yükselir, herkes birbirinin arkasından iş çevirmeye çalışır. Hırsın, inadın, açgözlülüğün, zenginlik ve kibrin tavan yaptığı, ahlakın dibe vurduğu film Parazit ve Havuz’u anımsatan, komediden trajediye doğru akan bir 21. Yüzyıl sosyal sınıf taşlaması. Orta Sınıf prömiyerini Cannes’da Yönetmenlerin On Beş Günü’nde yaptı.”
Beklenen Etkiyi Yaratamayanlar / Es Geçilebilecekler

Alpha, MetaCritic puanı: 47
2021’de Titane ile Altın Palmiye’yi kazanan Julia Ducournau‘nun yeni filmi Alpha, 2025 Cannes Film Festivali’nin en heyecanla beklenen filmleri arasında yer alıyordu. Ancak günün sonunda Alpha, festivalin belki de en sert şekilde eleştirilen filmlerinden biri oldu. Aslında Altın Palmiye’yi kazanmasına rağmen Titane da öyle herkesi ikna edememişti ama en azından filmi destekleyen sıkı bir kitle vardı. Alpha’yı savunacak birini bulmak ise epey zor.
Türkiye’de 24 Ekim’de vizyona girecek.
The History of Sound (Sesin Hikâyesi), MetaCritic puanı: 63
Ben Shattuck’ın aynı adlı kısa öyküsünden uyarlanan The History of Sound, bu yıl Cannes’a iddialı gelen filmlerden biriydi. I. Dünya Savaşı sırasında geçen filmde, Josh O’Connor ve Paul Mescal gibi yıldızı parlayan iki oyuncu genç aşıkları canlandırıyordu. Ne var ki film pek çok kişi için beklentileri karşılayamayan bir yapım oldu.
Orphan (Yetim), RottenTomatoes: %56
László Nemes, Son of Saul ile topladığı krediyi harcamaya devam ediyor. Yönetmenin bu yıl Venedik’te gösterilen son filmi Orphan da pek beğenilmedi. Bu yüzden onu da es geçilebilecekler filmler arasına yazıyoruz.
Kiss of the Spider Woman (Örümcek Kadının Öpücüğü), MetaCritic puanı: 60
Jennifer Lopez’in başrolünü üstlendiği yeni Kiss of the Spider Woman uyarlaması, beklentileri karşılayamayan bir yapım oldu. Filmin İKSV tarafından paylaşılan tanıtım yazısı şöyle:
“Manuel Puig’in ünlü romanını temel alarak sahnelenen ve Broadway’i kasıp kavuran Kander & Ebb müzikalinin sinema uyarlaması, üç başrol oyuncusunun olağanüstü performanslarıyla dikkat çekiyor: filme adını veren rolde Jennifer Lopez, Diego Luna ve Tonatiuh. Örümcek Kadının Öpücüğü, siyasi mahkûm Valentin ile aynı hücreyi paylaşan, ahlâka aykırı davranıştan hüküm giymiş Molina’nın sıradışı dostluklarını anlatıyor. Molina Valentin’e, bayıldığı film yıldızı Ingrid Luna’nın başrolünü oynadığı şatafatlı bir Hollywood müzikalinin hikâyesini anlatıyor; küçük, karanlık hücreleri böylece ışıl ışıl canlanıyor. Bu sahnelerde Technicolor renk tonları ve muhteşem danslarla izleyicinin gözlerini kamaştıran Örümcek Kadının Öpücüğü, The Greatest Showman ve Chicago gibi hit müzikal filmlerin senaryolarını yazan, Dreamgirls’ün de yönetmenliğini üstlenen Bill Condon tarafından beyazperdeye aktarıldı. Film, Sundance’te prömiyerini yaptı ve Locarno Film Festivali’nin kapanış filmi olarak gösterildi.”
A Private Life (Özel Hayat), MetaCritic puanı: 66
“Ünlü psikiyatrist Lilian Steiner, hastalarından birinin öldüğünü öğrenince çok sarsılır. Kadının öldürüldüğüne kanaat getirerek olayı kendince araştırmaya karar verir. Prömiyerini Cannes’da yarışma dışı olarak yapan Özel Hayat’ta Lilian’ı Jodie Foster canlandırıyor. 2004’ten bu yana ilk kez Fransa’da ve Fransızca bir rol üstlenen ve performansıyla büyük övgü toplayan Foster, Özel Hayat için “çok eğlenceli bir film, entelektüel açıdan zengin ama komik” diyor. Film bir yandan polisiye ve karakter dramı klişelerini izlerken bir yandan da romantik komediye göz kırpıyor.”
Türkiye’de 5 Aralık’ta vizyona girecek.
Kız Kardeş (The Little Sister), MetaCritic puanı: 67
“On yedi yaşındaki Fatima, üç kız kardeşin en küçüğü. Dünyaya karşı arzuları, yeni keşfettiği cinselliğiyle kendine güveni tam, dikkatle hayatta kendi yolunu bulmaya çalışıyor, bir yandan da sevgi dolu Cezayir kökenli ailesine bağlılığını el üstünde tutuyor. Fatima Paris’te üniversiteye başlıyor, yeni arkadaşlar ediniyor, flört ediyor ve bambaşka bir dünyanın kapılarını aralıyor, derken her daim düşündüren, zorlu bir açmazla yüzleşiyor: Kendi kişiliğinden ödün vermeden hayatı sürdürmek mümkün müdür? Fatima Daas’ın aynı adlı otobiyografik ilk romanından ödüllü oyuncu ve yönetmen Hafsia Herzi tarafından sinemaya uyarlanan Kız Kardeş kültür çatışmaları ve hoşgörü meselelerine de değiniyor.”
Woman and Child (Ceza), MetaCritic puanı: 64
“Cannes’da Altın Palmiye için yarışan Ceza, ataerkil sisteme karşı ayak direyen dayanıklı ve bağımsız bir kadının portresini çiziyor. Film, asi oğluna tek başına annelik yapan ve yeniden evlenmek üzere olan 40 yaşındaki Mahnaz’ı izliyor. Başlarına gelen bir felaket sonrasında Mahnaz hem acı bir kayıp yaşar hem de ihanete uğrar ve böylece kendi adaletini sağlamaya girişiyor. Ceza, 2022 yapımı Leyla’nın Kardeşleri’yle hapis cezası ve film çekme yasağına çarptırılan Saeed Roustaee’nin yeni filmi.”
Ada, Cam Sehpa ve Uçan Köfteci de Filmekimi programında yer alıyor. Ancak bu filmler hakkında eleştirmenlerden yeterince duyum almadığımız için herhangi bir kategoriye almamayı tercih etti.
